Logo İSLAM REHBERİ

Gavsü'l-A'zam Abdülkādir-i Geylânî

Abdülkādir-i Geylânî (asıl adıyla Ebû Muhammed Muhyiddîn Abdülkādir b. Ebî Sâlih Mûsâ el-Cîlî), İslam dünyasının en tanınmış mutasavvıflarından biri, İslam tasavvuf tarihinin ilk kurumsal tarikatı olan Kadiriyye'nin kurucusu (piri), büyük bir Hanbelî fakihi ve kelam alimidir. Soyu hem anne hem de baba tarafından Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) dayandığı için hem **Seyyid** hem de **Şerif** unvanlarına sahiptir. Gönüllerde bıraktığı derin izler, manevi mertebesi ve asırları aşan tasarrufu sebebiyle İslam aleminde **"Gavsü'l-A'zam"** (En Büyük Manevi Kurtarıcı) ve **"Sultânü'l-Evliyâ"** (Evliyaların Sultanı) olarak anılmaktadır.

REKLAM ALANI

Hayatı

1077 (Hicri 470) yılında, Hazar Denizi'nin güneybatısında yer alan İran'ın Geylan (Cîlân) bölgesinde dünyaya gelmiştir. Takva sahibi, dindar bir ailede büyüyen Abdülkādir, daha doğmadan önce babasını kaybetmiş ve yetim kalmıştır. Küçük yaşlardan itibaren dürüstlüğü ve haramlardan kaçınmasıyla dikkat çeken bir ahlaka sahipti. Henüz çocukken annesinden izin alarak, o dönemin en büyük ilim, kültür ve siyaset merkezi olan Bağdat'a gitmek üzere yola çıkmıştır. Yola çıkarken annesinin hırkasının astarına diktiği altınları, kervanı basan eşkıyalara karşı "Yalan söylememek üzere anneme söz verdim" diyerek olduğu gibi itiraf etmesi, kervan reisinin ve eşkıyaların tövbe ederek hidayete ermesine vesile olmuştur.

1095 yılında Bağdat'a ulaşan Geylânî, burada dönemin en parlak medreselerinde fıkıh, hadis, tefsir ve lügat dersleri almıştır. Ebû Said el-Mübarek el-Mahzûmî gibi devrin en büyük Hanbelî fıkıh dehalarının rahle-i tedrisinde bulunmuş ve fıkıh ilminde müctehidlik derecesine ulaşmıştır. İlmi tahsilini tamamladıktan sonra derin bir manevi arayışla, tam 25 yıl boyunca insanlardan uzaklaşarak Irak'ın çöllerinde, Kerh harabelerinde inzivaya (halvete) çekilmiştir. Bu uzun ve çetin riyazet yıllarında nefsini terbiye etmiş, kalbini tamamen masivadan (Allah'tan gayrı her şeyden) temizlemiştir. Manevi olgunluğunu tamamladıktan sonra hocası Ebû Said el-Mahzûmî'nin davetiyle yeniden Bağdat'a dönmüş ve onun kurduğu medresede ders vermeye başlamıştır.

Abdülkādir-i Geylânî'nin Bağdat'taki vaazları ve dersleri kısa sürede çığ gibi büyüyen bir kitleye ulaşmıştır. Medrese binası dar geldiği için vaazlarını Bağdat meydanlarında, açık alanlarda vermeye başlamıştır. Onun meclislerine sadece Müslümanlar değil, binlerce Hristiyan ve Yahudi de katılmış, onun samimiyeti ve heybeti karşısında kelime-i şehadet getirerek Müslüman olmuşlardır. Dönemin hırsızları, yol kesenleri ve günahkarları onun tek bir sözüyle tövbe halkalarına dahil olmuşlardır. Haftada üç gün verdiği bu vaazlarda hem kalpleri yumuşatmış hem de fıkhi meseleleri çözmüştür. Saray hayatından ve idarecilerden daima uzak durmuş, adaletsizlik yapan halifeleri minberden açıkça uyarmıştır. Ömrünü İslam'ın doğru anlaşılmasına ve kalplerin manevi kirlerden arınmasına adayan büyük veli, 1166 (Hicri 561) yılında Bağdat'ta vefat etmiş ve medresesinin bulunduğu türbesine defnedilmiştir.

REKLAM ALANI

Eserleri ve Hizmetleri

Abdülkādir-i Geylânî’nin en büyük hizmeti, tasavvufu fıkıh ve hadis (şeriat) temelleri üzerine oturtarak meşrulaştırmasıdır. O, "Şeriata uymayan her manevi hal batıldır" diyerek, zühd hayatının İslam hukukundan bağımsız olamayacağını savunmuştur. Kurduğu Kadiriyye yolu, onun vefatından sonra talebeleri ve evlatları vasıtasıyla Anadolu'dan Afrika'ya, Balkanlar'dan Uzak Doğu'ya kadar tüm dünyaya yayılmış ve tarihin en büyük ahlak hareketi haline gelmiştir. Medresesinde her gün fıkıh ve hadis dersleri okutmuş, fakirlere aşevi kurarak sosyal adalete de muazzam katkı sağlamıştır.

Müslümanların manevi hayatına rehberlik eden en meşhur eserleri şunlardır: