İSLAM REHBERİ
İbn Sînâ (asıl adıyla Ebû Alî el-Hüseyin b. Abdullah b. Ali b. Sînâ), İslam medeniyetinin Altın Çağı'nda yetişmiş en büyük filozof, hekim, astronom, matematikçi ve bilim insanıdır. Batı dünyasında **"Avicenna"** olarak tanınan ve tüm zamanların en büyük tıp dehası kabul edilen mübarek zat, tıp alanındaki otoritesi sebebiyle **"el-Şeyhü'r-Reîs"** (Başkan Şeyh) ve **"Hekimlerin Piri"** unvanlarıyla anılmıştır. Kaleme aldığı tıp ansiklopedisi, Avrupa üniversitelerinde 600 yıl boyunca temel kaynak kitap olarak okutulmuş, felsefede ise Meşşâî ekolünü zirveye taşımıştır.
980 (Hicri 370) yılında, günümüzde Özbekistan sınırları içinde yer alan ve dönemin Samanî Devleti'nin başkenti olan Buhara yakınlarındaki Efşene köyünde dünyaya gelmiştir. Babası Abdullah, devlet kademesinde görev yapan, evini dönemin ilim adamlarının uğrak yeri haline getirmiş entelektüel bir zattı. Bu sayede evinde felsefe, geometri ve matematik tartışmalarıyla büyüyen İbn Sînâ, olağanüstü dehasıyla çok küçük yaşlarda dikkat çekti. Henüz 10 yaşındayken Kur'an-ı Kerim'i ve temel lügat ilimlerini tamamen hıfsetti. Ardından Hint matematiği, fıkıh, mantık ve felsefe dersleri almaya başladı. Aristo metafiziğini tam kırk kez okuduğu ancak anlayamadığı, en son Farabi'nin bir şerhini okuyarak bu çetin felsefeyi çözdüğü ve şükür namazı kıldığı meşhurdur.
Felsefenin ardından tıp ilmine yönelen İbn Sînâ, tıbbı "anlaşılması zor bir ilim değil" olarak nitelendirmiş ve çok kısa sürede bu alanda yeni tedavi yöntemleri geliştirecek düzeye erişmiştir. Henüz 17 yaşındayken, dönemin Buhara emiri Nuh b. Mansur'un çaresiz kalan ağır hastalığını tedavi etmeyi başarmış; bunun karşılığında ödül olarak emirin dünyaca ünlü ve eşsiz saray kütüphanesine girme izni almıştır. Bu kütüphane sayesinde o güne kadar yazılmış en nadide tıp, felsefe ve matematik eserlerini inceleyerek bilgisini muazzam bir boyuta ulaştırmıştır. Ancak Samanî Devleti yıkılınca Horasan ve Maveraünnehir bölgelerinde uzun yıllar sürecek çalkantılı seyahat dönemi başlamıştır.
Gürganc, Rey, Kazvin ve Hemedan gibi şehirleri gezen İbn Sînâ, buralarda hem hekimlik yapmış hem de vezirlik gibi en üst düzey devlet görevlerinde bulunmuştur. Siyasi çalkantılar ve saray entrikaları sebebiyle Hemedan'da bir süre zindana atılmış, ancak zindandayken bile kalemini elinden bırakmayarak en derin felsefi eserlerinden bazılarını orada yazmıştır. Daha sonra İsfahan'a giderek Kaşgarlı Mahmut dönemiyle çağdaş olan Kakuyiler emiri Alaüddevle'nin himayesine girmiş ve ömrünün sonuna kadar sürecek en verimli ilmi dönemini burada geçirmiştir. Gündüzleri devlet işleri ve hastalarla ilgilenirken, geceleri sabaha kadar talebelerine dersler veren, eserler dikte ettiren durmak bilmez bir azme sahipti. Çok yoğun çalışma temposundan ötürü vücudu bitkin düşen büyük deha, 1037 (Hicri 428) yılında Hemedan'da vefat etmiş ve oraya defnedilmiştir.
İbn Sînâ'nın insanlığa yaptığı en büyük hizmet, antik tıp bilgisini İslam dünyasının deneysel ve akli metodolojisiyle harmanlayarak tıp ilmini sistemleştirmesidir. Kan dolaşımını, mikrobun varlığını (hastalıkların gözle görülmeyen küçük canlılar vasıtasıyla bulaştığını), karantina yöntemini ve psikolojik tedaviyi (müzik ve telkinle akıl hastalarını iyileştirmeyi) dünyada ilk kez ortaya koyan kişidir. Felsefede ise "Varlığı" zorunlu (Vâcibü'l-Vücûd) ve mümkün varlık olarak ikiye ayırarak kelam ilmine ve İslam felsefesine sarsılmaz bir temel kazandırmıştır.
Farklı bilim dallarında 200'den fazla eseri bulunan büyük hekimin en meşhur şaheserleri şunlardır: