İSLAM REHBERİ
Hz. Eyyub (A.S.), Kur'an-ı Kerim'de adı zikredilen, teslimiyeti, metaneti ve insanlık tarihine damga vuran sarsılmaz sabrıyla övülen mübarek bir peygamberdir. Hz. İbrahim'in (A.S.) soyundan gelen Hz. Eyyub, hayatının ilk döneminde kendisine verilen muazzam zenginlik ve nimetlerin ardından; mallarını, evlatlarını ve sağlığını kaybederek çok çetin bir imtihana tabi tutulmuş, şikayet etmeksizin gösterdiği rıza ile "Sabır Timsali" unvanını almıştır.
Hz. Eyyub (A.S.), Şam ile Hicaz arasında yer alan Havran (Beseniyye) bölgesinde yaşamış bir peygamberdir. Soy zinciri, tarih kaynaklarında Hz. İbrahim'in oğlu İshak (A.S.) yoluyla ulu dedelerine bağlanır. İmtihan edilmeden önceki hayatında Hz. Eyyub'a Allah Teâlâ hesapsız nimetler lütfetmişti. Geniş topraklara, binlerce hayvandan oluşan sürülere, görkemli bağlara, bahçelere ve her biri salih olan çok sayıda evlada sahipti. Çevresinde son derece sevilen, cömertliğiyle tanınan, yetimleri gözetip yoksulları doyuran asil bir şahsiyetti. Kendisine peygamberlik vazifesi verildikten sonra da halkını tek bir Allah'a kulluk etmeye davet etti. Bu büyük zenginlik ve makam, onun kalbindeki zühd ve takvayı zerre kadar eksiltmedi; her daim şükreden bir kul olarak hayatına devam etti.
İlahi takdir gereği, Hz. Eyyub’un teslimiyetini ve samimiyetini insanlığa bir ibret kılması için büyük imtihan dönemi başladı. İlk olarak, ani felaketler, seller ve baskınlar neticesinde bütün malları, mülkleri ve hayvan sürüleri telef oldu. Devasa zenginliğinden geriye hiçbir şey kalmadı. Kısa bir süre sonra, yaşadıkları evin çökmesi neticesinde bütün evlatları enkaz altında kalarak vefat etti. Bu ağır kayıpların ardından Hz. Eyyub, son olarak amansız ve ağır bir hastalığa yakalandı. Vücudunda ağır yaralar çıktı, takati kesildi ve yatağa mahkum oldu. Çevresindeki insanlar, hastalığın bulaşıcı olduğunu düşünerek ya da maddi güçlerini kaybettiği için ondan uzaklaştılar. Şehir halkı onu kasabanın dışındaki ıssız bir kulübeye terk etti.
Hz. Eyyub, bu dehşetli musibetler karşısında hiçbir zaman isyan etmedi, ah vah edip kaderini şikayet konusu yapmadı. İçinde bulunduğu durumu büyük bir vakar ve rıza ile karşıladı. "Veren de Allah, alan de Allah" diyerek her anını zikirle geçirdi. Bu çetin yalnızlık ve hastalık sürecinde onun en büyük destekçisi, Hz. Yusuf’un kızı (veya Hz. Yakub'un torunu) olduğu rivayet edilen vefakar eşi **Rahme** oldu. Rahme hatun, her türlü zorluğa göğüs gererek şehre gidip çalıştı, kazandığı kısıtlı imkanlarla kocasına baktı, onun temizliğini ve bakımını üstlenerek sadakat destanı yazdı. Hastalık o kadar ilerledi ki, yaralar Hz. Eyyub’un kalbine ve diline sirayet etmeye başladı. Dil ve kalp, bir peygamberin Allah'ı zikrettiği en mühim kaleleriydi. Zikrine engel olmasından endişe ettiği bu kritik eşikte, Hz. Eyyub meşhur duasını yaptı: "Rabbim! Doğrusu bana bir zarar dokundu (ibadetimi hakkıyla yapamaz oldum). Sen merhametlilerin en merhametlisisin."
Samimi ve halisane yapılan bu dua ilahi katlarda anında kabul gördü. Allah Teâlâ, sadakat imtihanını tam manasıyla kazanan kuluna şifa fermanını gönderdi ve "Ayağını yere vur! İşte yıkanılacak ve içilecek serin bir su!" buyurdu. Hz. Eyyub, aldığı ilahi emirle ayağını yere vurduğunda oradan mucizevi, şifalı bir su pınarı fışkırdı. Bu sudan içtiğinde içindeki bütün dert ve hastalıklardan; bu suyla yıkandığında ise dışındaki tüm yaralardan saniyeler içinde kurtuldu. Mucizevi bir şekilde eski sağlığına, gençliğine ve nurlu güzelliğine kavuştu. Allah Teâlâ, sabrının bir mükafatı olarak ona kaybettiği mallarını kat kat fazlasıyla geri ihsan etti. Vefakar eşi Rahme'den yeniden salih evlatlar lütfetti. İmtihanı başarıyla tamamlayan Hz. Eyyub, ömrünün kalan kısmını sağlık, refah ve peygamberlik vakarının zirvesinde geçirerek vefat etti.
Hz. Eyyub (A.S.), Şam bölgesinde veya bugün Türkiye sınırları içinde yer alan, sabır makamının bulunduğu Şanlıurfa'da vefat etmiştir. Cenazesi bu mübarek topraklara defnedilmiştir. Onun soyundan gelen evlatları, sonraki nesillerde iman silsilesini korumuş ve peygamberlik mirasını devam ettirmişlerdir.
Hz. Eyyub'un (A.S.) zor günlerinde yanından ayrılmayan yegane eşi **Rahme**'dir. Hz. Eyyub'un şifaya kavuşmasının ardından bu evlilikten pek çok çocuk dünyaya gelmiştir. Bu çocuklardan en çok öne çıkanı ve babasından sonra kavmine peygamber olarak vazifelendirilen evladı **Zülkifl (A.S.)** (Bişr)'dir. Zülkifl (A.S.), babasının tevhid mirasını devralarak Havran ve Şam bölgesindeki insanları hakka davet etmiştir.
Hz. Eyyub (A.S.), insanlık fıtratının dayanabileceği en çetin fiziki ve maddi imtihanları sarsılmaz imanıyla göğüslerken şu kesin ilahi mucizelerle teyit edilmiştir: