İSLAM REHBERİ
Hz. Hud (A.S.), Nuh tufanından sonra yeryüzünde azgınlaşan ve putperestliğe dönen ilk topluluk olan Âd kavmine gönderilmiş mübarek bir peygamberdir. Soyu Hz. Nuh'un oğlu Sâm'a dayanan Hz. Hud, Kur'an-ı Kerim'de adı geçen ve kavminin akılalmaz zenginliği, kibirlenmesi ve nihayetinde rüzgar azabıyla helak edilişiyle anlatılan ihlaslı bir tebliğ önderidir.
Hz. Hud (A.S.), Nuh tufanının etkilerinin silinmesinin ardından, Arap Yarımadası'nın güneyinde (bugünkü Yemen, Umman ve Hadramevt bölgeleri arasında kalan Ahkaf denilen mevkide) yaşayan Âd kavminin içinden seçilmiş bir peygamberdir. Âd kavmi, Allah'ın kendilerine bağlar, bahçeler, pınarlar, muazzam bir fiziksel güç ve uzun ömürler verdiği çok zengin bir toplumdu. Dağları oyarak yüksek kuleler, ihtişamlı saraylar ve "İrem" olarak adlandırılan benzersiz sütunlu şehirler inşa etmişlerdi. Ancak bu maddi güç ve refah, onları büyük bir kibirlenmeye sevk etti. Tufanın derslerini unutarak yeryüzünde "Bizden daha güçlü kim var?" diyerek zorbalık yapmaya, zayıfları ezmeye ve kendi elleriyle yaptıkları Sâmûd, Sadâ ve Hebâ adlı putlara tapmaya başladılar. Allah Teâlâ, bu azgın toplumu uyarmak üzere onlara kendi içlerinden asil, şefkatli ve güvenilir bir ahlaka sahip olan Hz. Hud'u elçi olarak gönderdi.
Hz. Hud (A.S.), kavmini yalnızca tek bir Allah’a ibadet etmeye, putları kırıp zulümden vazgeçmeye davet etti. Onlara Allah'ın kendilerine verdiği nimetleri hatırlatarak, eğer tevbe etmezlerse geçmiş kavimler gibi helak edileceklerini bildirdi. Ancak Âd kavminin inkârcı liderleri ve zenginleri, Hz. Hud'u "akılsızlık, delilik ve yalancılıkla" suçladılar. Onun getirdiği ilahi mesajla dalga geçerek, "Sen bizi atalarımızın taptığı putlardan vazgeçirmek için mi geldin? Eğer doğru söylüyorsan bizi tehdit ettiğin azabı getir de görelim!" diyerek meydan okudular. Hz. Hud ise tüm bu hakaretlere büyük bir sabır ve vakarla karşılık verdi; onlardan hiçbir ücret talep etmediğini, tek amacının Allah'ın vahyini onlara ulaştırmak olduğunu vurguladı. Yıllar süren davet sürecinde çok az sayıda zayıf ve fakir insan ona iman etti, kavmin büyük çoğunluğu ise şirk ve haksızlık bataklığında kalmakta direndi.
Kavmin inkârda ısrar etmesi ve hidayete gelmeyeceklerinin kesinleşmesi üzerine ilahi azabın ilk aşaması başladı. Âd kavminin topraklarında tam üç yıl süren şiddetli bir kuraklık ve kıtlık baş gösterdi. Akarsular kurudu, bağlar ve bahçeler yok oldu, hayvanlar telef olmaya başladı. Hz. Hud, bu felaketin bir uyarı olduğunu belirterek onları Allah'tan bağışlanma dilemeye ve iman etmeye çağırdı; tevbe ederlerse Allah'ın gökten bolca yağmur indireceğini müjdeledi. Fakat kalpleri mühürlenmiş olan Âd halkı, bu kuraklığı putlarının bir öfkesi olarak yorumlayıp şirki daha da artırdılar. Sonunda, kuraklığın ardından ufukta simsiyah bir bulutun belirdiğini gördüler. Sevinçle haykırarak, "İşte bize yağmur getiren bir bulut!" dediler. Oysa gelen bulut, yağmur değil, ilahi adaletin cezasıydı.
Allah Teâlâ, Âd kavminin üzerine "sarsar" adı verilen, dondurucu derecede soğuk ve kasıp kavuran şiddetli bir rüzgâr (kasırga) gönderdi. Bu müthiş azap, tam yedi gece ve sekiz gün boyunca kesintisiz bir şekilde devam etti. Kasırga, o devasa cüsseli ve güçlü insanları yerlerinden söküp içi boşalmış hurma kütükleri gibi yere fırlatıyor, inşa ettikleri o muhteşem sarayları ve kuleleri yerle bir ediyordu. Şehir tamamen haritaya gömülürken, Allah Teâlâ Hz. Hud'u ve ona iman eden bir avuç mümini hususi bir rahmetle bu dehşetli fırtınadan korudu. Müminlerin etrafında rüzgârın tatlı bir esintiye dönüştüğü rivayet edilir. Helak hadisesinin ardından Hz. Hud ve beraberindeki müminler Mekke veya Hadramevt bölgesine hicret ettiler. Hz. Hud, ömrünün kalan kısmını buralarda Allah'a ibadet ederek geçirdi ve vefat ettiğinde Hadramevt yakınlarına defnedildi.
Hz. Hud'un (A.S.) evliliğinden doğan ve İslam tarihi ile soy kütüğü kaynaklarında (neseb ilmi) adı en çok öne çıkan evladı **Yârub**'dur. Yârub, Arap dilinin ve kültürünün kökenlerinde çok önemli bir yere sahip olup, güney Arap kabilelerinin (Kahtaniler) atası kabul edilir. Hz. Hud'un iman eden nesli, onun feth ettiği topraklarda temiz bir soy olarak devam etmiştir.
Hz. Hud (A.S.), dönemin en güçlü ve kibirli toplumu karşısında peygamberliğini kanıtlamak ve iman edenlerin sebatını artırmak adına şu kesin ilahi mucizelerle teyit edilmiştir: