İSLAM REHBERİ
Hz. İlyas (A.S.), Kur'an-ı Kerim'de adı zikredilen, şirke ve putperestliğe karşı gösterdiği sarsılmaz mücadelesiyle övülen mübarek bir İsrailoğulları peygamberidir. Hz. Harun'un (A.S.) soyundan gelen Hz. İlyas, bugünkü Lübnan sınırları içinde yer alan Baalbek (Ba'lebek) şehri halkına elçi olarak gönderilmiştir. İnsanları, dönemin en büyük putu olan "Baal"e tapmaktan menedip tek bir Allah'a kulluk etmeye çağıran, ilahi tebliği uğrunda her türlü baskı ve sürgüne göğüs geren nurlu bir hidayet rehberidir.
Hz. İlyas (A.S.), Süleyman (A.S.) sonrasında İsrailoğulları krallığının bölünmesiyle ortaya çıkan Kuzey Krallığı (İsrail Krallığı) döneminde yaşamıştır. Soy kütüğü, Hz. Harun’un oğlu Eleazar kanalıyla Leviler silsilesine bağlanır. Gönderildiği Baalbek şehri halkı, o dönem bölgenin hükümdarı ve zalim eşinin de kışkırtmasıyla tamamen yoldan çıkmış, altından devasa bir heykel şeklinde yapılan ve "Baal" adı verilen puta tapmaya başlamışlardı. Şehir, hem siyasi hem de ahlaki bir çöküşün eşiğindeydi. Allah Teâlâ, bu azgın toplumu hak dine davet etmek üzere Hz. İlyas'ı peygamberlikle vazifelendirdi.
Peygamberlik görevini alan Hz. İlyas, halkına ve zalim krala karşı açıkça seslenerek Kur'an-ı Kerim'de geçen şu tarihi soruyu sordu: "Siz halkı yaratanların en güzelini (Allah'ı) bırakıp da Baal putuna mı tapıyorsunuz? O Allah ki sizin de Rabbiniz, geçmiş atalarınızın da Rabbidir." Kral başlangıçta bu samimi davetten etkilenip iman etmeye meyil gösterdiyse de, putperest eşinin ve saraydaki sahte kahinlerin baskısıyla derhal eski inancına döndü. Üstelik Hz. İlyas'ı yalancılıkla suçlayarak onu öldürmek için gizli planlar yapmaya başladılar. Hz. İlyas, can güvenliği sebebiyle dağlardaki mağaralara çekilmek ve uzun yıllar boyunca saklanarak yaşamak zorunda kaldı.
Kavmin inkarda diretmesi ve Allah'ın elçisine zulmetmesi üzerine ilahi azap kapıyı çaldı. Hz. İlyas'ın duasıyla bölgeye üç yıl süren dehşetli bir kuraklık ve kıtlık musibeti verildi. Tek bir yağmur damlası düşmedi, nehirler kurudu, hayvanlar telef oldu ve halk açlıkla pençeleşmeye başladı. Bu ağır felaket karşısında çaresiz kalan kral ve tebaası, hatasını anlayıp Hz. İlyas'ı dağlarda aratarak buldurdu ve azabın kalkması için dua etmesini istedi. Hz. İlyas’ın duasıyla gökyüzü yeniden yağmurlara kavuştu ve toprak bereketlendi. Ancak refaha eren inkârcı kavim, çok geçmeden sözlerini bozarak yeniden putperestliğe ve zulme geri döndü.
Hz. İlyas, bu süreçte kendisine sığınan ve onun sadık bir talebesi, yardımcısı olan genç **Hz. Elyesa'yı (A.S.)** yetiştirdi. Allah Teâlâ, ıslah olmayan bu kavmin idaresini zalim düşmanlarına teslim ederek onları helak etti; sarayları ve putları yerle bir oldu. Hz. İlyas ise peygamberlik vazifesini hakkıyla tamamladıktan sonra, ilahi bir ihsanla dünyadan ayrıldı. İslam kültüründe ve tefsir kaynaklarında, Hz. İlyas’ın tıpkı Hz. Hızır gibi kıyamete kadar yaşama ve darda kalan müminlerin imdadına yetişme hususiyeti (İlyas'ın denizlerde, Hızır'ın karada veya tam tersi olacak şekilde) sıkça rivayet edilir. Baharın gelişini müjdeleyen "Hıdırellez" kültürü de bu iki mübarek zatın yeryüzünde buluştuğu gün inancından neşet etmiştir.
Hz. İlyas'ın (A.S.) hayatında evlilik bağından ziyade, manevi evladı ve tebliğ silsilesini devam ettiren en yakın ailevi ve ruhani bağı öne çıkmaktadır. Kendisinden sonra İsrailoğullarına rehberlik edecek olan muttaki yardımcısı **Hz. Elyesa (A.S.)**’dır. Elyesa (A.S.), gençlik yıllarında ağır bir hastalığa yakalanmış, Hz. İlyas’ın onun için şifa duası etmesiyle sağlığına kavuşmuş ve o günden sonra babası gibi gördüğü Hz. İlyas'ın dizinin dibinden ayrılmayarak onun mirasını hakkıyla devralmıştır.
Hz. İlyas (A.S.), putperestliğin en şaşalı döneminde tevhid sancağını tek başına taşırken şu kesin mucizeler ve ilahi ikramlarla desteklenmiştir: