İSLAM REHBERİ
Hz. İsa (A.S.), Kur'an-ı Kerim'de adı ve nurlu sıfatları sıklıkla zikredilen, kendisine dört büyük ilahi kitaptan biri olan İncil indirilen, "Rûhullah" ve "Kelimetullah" unvanlarıyla şereflendirilmiş ulu'l-azm (en büyük) bir peygamberdir. Bir babanın vasıtası olmadan, mucizevi bir şekilde bakire ve sıddîka olan Hz. Meryem'den dünyaya gelmiştir. İsrailoğullarına gönderilen son peygamber olup, gösterdiği hayranlık uyandırıcı mucizeleriyle, merhameti temel alan nurlu tebliğiyle ve kıyamete yakın yeryüzüne yeniden ineceğine inanılan kutsal şahsiyetiyle İslam inancının en merkezi direklerinden biridir.
Hz. İsa (A.S.), Filistin topraklarında, Beytülahm (Betlehem) kasabasında dünyaya geldi. Doğumu, insanlık tarihinin şahit olduğu en büyük mucizelerden biriydi. Annesi Hz. Meryem, hayatını mabede adamış, iffet ve takvanın zirvesinde bir kadındı. Allah Teâlâ, ona Cebrail (A.S.) vasıtasıyla bir erkek çocuk müjdeledi. Hz. Meryem'in "Bana hiçbir insan dokunmamışken nasıl çocuğum olabilir?" sorusuna karşı ilahi irade, "Bu, Allah'a çok kolaydır. Biz onu insanlara bir mucize ve katımızdan bir rahmet kılacağız" şeklinde tecelli etti. Hamilelik sürecinin ardından ıssız bir yerde, bir hurma ağacının altında mucizevi doğum gerçekleşti.
Kucağında bebekle kavminin yanına dönen Hz. Meryem, büyük bir iftira ve itham furyasıyla karşılaştı. Allah'ın ona emrettiği "susma orucu" gereği, parmağıyla kundağındaki bebeği işaret etti. Kavmi "Biz beşikteki bir sıbyanla nasıl konuşuruz?" diye alay ederken, nurlu bebek Hz. İsa dile gelerek sarsılmaz bir hitabetle konuştu: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. O bana kitabı verdi ve beni peygamber yaptı. Nerede olursam olayım beni mübarek kıldı..." Beşikteki bu konuşma, annesinin iffetini mutlak bir surette ispat ederken, gelecekteki azametli risaletin de ilk büyük müjdesi oldu.
Otuz yaşına geldiğinde kendisine İncil vahyedilen ve resmen peygamberlik görevi verilen Hz. İsa, yoldan çıkmış, Tevrat'ın lafzına sıkışıp ruhunu kaybetmiş ve Romalıların boyunduruğu altında ezilen İsrailoğullarını hak dine davet etti. Onları sevgiye, adalete, samimiyete ve ihlasa çağırdı. Ancak dönemin menfaatçi din bilginleri ve Yahudi liderleri, onun getirdiği bu nurlu inkılaba ve sarsıcı mucizelere karşı büyük bir kin beslediler. Kendisine ilk etapta inanan ve davasına sımsıkı sarılan saray dışından, halkın içinden tertemiz on iki inanmış dostu oldu ki İslam literatüründe bu sadık yardımcılara **Havariler** denir.
Yahudi din adamlarının kışkırtması ve Roma valisi Pontius Pilatus'un emriyle Hz. İsa'yı yakalayıp çarmıha germek için hain bir plan yapıldı. Havarilerden biri olan Yahuda İskariot (Hain Yehuda), bir avuç gümüş para karşılığında Hz. İsa'nın bulunduğu yeri zalim askerlere ihbar etti. Ancak Kur'an-ı Kerim'in kesin nassıyla beyan edildiği üzere; kafirler onu ne öldürebildiler ne de çarmıha gerebildiler. Allah Teâlâ, ihbarı yapan hainin suretini Hz. İsa'ya benzetti ve Romalı askerler o haini Hz. İsa zannederek çarmıha gerdiler. Hz. İsa (A.S.) ise bizzat Allah tarafından göğe, ilahi katlara yükseltilerek kafirlerin tuzağından ebediyen muhafaza edildi. İslam akaidine göre o, kıyamete yakın deccal ile mücadele etmek ve yeryüzünde İslam şeriatıyla hükmedip adaleti tesis etmek üzere yeryüzüne yeniden nüzul edecektir.
Hz. İsa'nın (A.S.) dünyada fani bir evlilik bağı veya nesli olmamış; onun silsilesi, onu kanatları altında büyüten kutsal annesi ve davasını dünyaya yayan sadık dostları üzerinden şu şekilde şekillenmiştir:
Hz. İsa (A.S.), maddeci ve inkârcı zihniyetin zirve yaptığı Roma çağında peygamberliğini ispat etmek adına, tıp ve doğa kanunlarını altüst eden şu sarsıcı mucizelerle teyit edilmiştir: