İSLAM REHBERİ
Hz. Şuayb (A.S.), Kur'an-ı Kerim'de adı geçen, yüksek hitabet gücü, adaleti ve dürüstlüğüyle övülen mübarek bir peygamberdir. Hz. İbrahim'in (A.S.) soyundan gelen Hz. Şuayb, ticaret yolları üzerinde bulunan, ölçü ve tartıda hile yapan, haram yollarla zenginleşen Medyen ve Eyke halkına elçi olarak gönderilmiştir. Etkileyici konuşmaları ve hikmetli tebliğ metodundan dolayı İslam tarihinde "Hatîbü'l-Enbiyâ" (Peygamberlerin Hatibi) unvanıyla anılır.
Hz. Şuayb (A.S.), Hicaz'ın kuzeybatısında, Kızıldeniz kıyısında yer alan Medyen bölgesinde doğup büyümüştür. Soyu, tarih kaynaklarında Hz. İbrahim'in üçüncü eşi Kantûra'dan doğan oğlu Medyen yoluyla ulu dedelerine bağlanır. Medyen halkı, ticaret yollarının kesişim noktasında yer aldığı için büyük bir refah ve zenginlik içinde yaşıyordu. Ancak bu maddi güç, toplumu ahlaki bir çöküşe sürüklemişti. İnsanlar bir olan Allah'a kulluk etmeyi bırakıp Eyke denilen sık ormanlıktaki büyük bir ağaca tapıyorlardı. Dini yozlaşmanın yanı sıra ticarette, ölçü ve tartıda hile yapıyor; insanların mallarını ucuza kapatıp haksız kazanç elde ediyorlardı. Ayrıca yolların başını tutarak şehre gelen yabancıları haraca bağlıyor ve Hz. Şuayb'a inanmak isteyen fakir insanları tehdit ediyorlardı. Allah Teâlâ, bu azgın kavmi ıslah etmek üzere içlerinden üstün ahlakı ve asil soyuyla tanınan Hz. Şuayb'ı peygamber olarak vazifelendirdi.
Peygamberlik görevini alan Hz. Şuayb, kavmini ilk olarak tek bir Allah'a ibadet etmeye çağırdı. Ardından toplumsal yaraya dönüşen ekonomik adaletsizliğe dikkat çekerek, "Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. İnsanların mallarını ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın" dedi. Medyen'in kibirli zenginleri ve ileri gelenleri, Hz. Şuayb'ın bu uyarılarına karşı alaycı bir üslupla, "Ey Şuayb! Atalarımızın taptığı putları bırakmamızı veya mallarımızı dilediğimiz gibi kullanmaktan vazgeçmemizi sana namazın mı emrediyor? Doğrusu sen çok yumuşak huylu ve aklı başında bir adamsın!" diyerek kibirlendiler. Hz. Şuayb ise üstün hitabet gücüyle onlara Nuh, Hud, Salih ve Lut kavimlerinin başlarına gelen acı akıbetleri hatırlatarak, eğer tevbe etmezlerse benzer bir azabın kendilerini de bulacağını bildirdi.
Hz. Şuayb'ın (A.S.) hayatının önemli bir dönüm noktası da Mısır'dan kaçarak Medyen'e sığınan Hz. Musa (A.S.) ile olan karşılaşmasıdır. Firavun'un zulmünden kaçıp Medyen'deki bir su kuyusunun başına gelen Hz. Musa, orada hayvanlarını sulamak için bekleyen iki genç kıza yardım etti. Kızların babası olan Hz. Şuayb, bu fedakar gencin dürüstlüğünü ve gücünü görünce onu evine davet etti. Hz. Musa'ya emniyet ve huzur sundu. Onunla sekiz veya on yıl çalışması karşılığında kızlarından biriyle evlenmesini teklif etti. Hz. Musa bu teklifi kabul ederek Hz. Şuayb'ın damadı oldu ve onun rahle-i tedrisatında uzun yıllar kalarak peygamberlik öncesi büyük bir manevi olgunluğa erişti.
Medyen ve Eyke halkının inkarda diretmesi, müminleri şehirden sürmekle tehdit etmesi ve haksızlıklarına devam etmesi üzerine mühlet doldu. Hz. Şuayb, iman edenleri yanına alarak Allah'ın izniyle şehirden ayrıldı. Ardından kavmin üzerine ilk olarak yedi gün süren kasıp kavurucu, nefes kesen şiddetli bir sıcaklık gönderildi. Sular kurudu, gölgelikler fayda vermedi. Tam bu sırada Eyke halkı gökyüzünde serinletici sanıp sevindikleri siyah bir bulut gördüler ve gölgesine koştular. Oysa bu bulut ilahi azabın habercisiydi. Kur'an'da "Gölge Gününün Azabı" (Azâbu Yevmi'z-Zulle) olarak adlandırılan bu hadisede, buluttan üzerlerine ateş yağdırıldı. Eş zamanlı olarak Medyen halkının üzerine kulakları patlatan, kalpleri durduran dehşetli bir çığlık (sayha) ve şiddetli bir sarsıntı (recfe) gönderildi. Azgın inkârcılar, saniyeler içinde evlerinde diz üstü çökerek cansız birer cesede dönüştüler; sanki o topraklarda hiç yaşamamış gibi haritadan silindiler.
Allah Teâlâ, Hz. Şuayb'ı ve ona gönülden bağlı olan müminleri hususi bir rahmetle bu helaktan kurtardı. Helak hadisesinin ardından Hz. Şuayb ve beraberindeki müminler Mekke tarafına veya vefat ettiği yer olan Filistin/Ürdün bölgelerine hicret ettiler. Hz. Şuayb, ömrünün kalan kısmını buralarda Allah'a ibadet ederek ve insanları irşat ederek geçirdi ve vefat ettiğinde bugünkü Ürdün sınırları içinde kalan Vadi-i Şuayb mevkiine defnedildi.
Hz. Şuayb'ın (A.S.) soy kütüğü ve aile bağlarında en çok zikredilen ve öne çıkan evlatları, iffetleri ve dürüstlükleriyle Kur'an-ı Kerim'de (Kasas Suresi) adlarından gıyaben bahsedilen iki kızıdır. İslam kaynaklarında bu kızlarının isimleri **Safura (Sippora)** ve **Leya** olarak geçmektedir. Büyük kızı Safura, ulu'l-azm peygamberlerden Hz. Musa (A.S.) ile evlenmiş ve bu kutlu evlilikten Hz. Şuayb'ın nesli ve peygamberlik bereketi devam etmiştir.
Hz. Şuayb (A.S.), dönemin en büyük ekonomik tekeline ve putperest düzenine karşı davasını ispat etmek üzere şu kesin mucizeler ve ilahi ikramlarla desteklenmiştir: