İSLAM REHBERİ
Hz. Süleyman (A.S.), Kur'an-ı Kerim'de adı sıklıkla zikredilen, kendisine dünya tarihinde hiç kimseye nasip olmamış muazzam bir saltanat, benzersiz mucizeler ve derin bir hikmet lütfedilen ulu bir peygamber-hükümdardır. Babası Hz. Davud'un (A.S.) hem peygamberlik hem de hükümdarlık mirasını devralmış; cinlere, rüzgara ve hayvanlar alemine hükmeden mutlak otoritesiyle İsrailoğullarına altın çağını yaşatmıştır. Zenginliğin zirvesindeyken bile kalbindeki takvayı ve şükrü koruyan müstesna bir şahsiyettir.
Hz. Süleyman (A.S.), Kudüs'te dünyaya geldi. Genç yaşlarından itibaren babası Hz. Davud'un (A.S.) yanında devlet idaresini, hukuki muhakemeyi ve ilahi ilimleri öğrendi. Henüz bir delikanlıyken bile babasının huzuruna gelen karmaşık davalarda getirdiği dâhice ve adil çözümlerle dikkat çekti. Babasının vefatının ardından, Allah'ın takdiriyle İsrailoğullarının hem yeni hükümdarı hem de vahiyle şereflendirilen peygamberi oldu. Göreve geldiğinde, "Rabbim! Beni bağışla; bana, benden sonra hiç kimseye nasip olmayacak bir mülk (saltanat) bahşet" diye dua etti ve bu duası ilahi katlarda en ihtişamlı şekilde kabul gördü.
Allah Teâlâ, Hz. Süleyman’ın emrine insan ordularının yanı sıra cinlerden, vahşi hayvanlardan, kuşlardan ve rüzgardan oluşan devasa ordular verdi. O, doğadaki her canlının dilini anlar ve onlarla iletişim kurardı. Bu büyük otoriteye rağmen adaletle hükmeder, sarayında kibirlenmek yerine her anını şükürle geçirirdi. Babasının başlattığı ancak tamamlayamadığı, İslam tarihinin en mukaddes mabetlerinden biri olan Mescid-i Aksa'nın (Beytü'l-Makdis) inşasını emrindeki cinler, insanlar ve mimarlar ordusuyla tamamladı. Sarayını göz kamaştırıcı sırçadan köşklerle, eşsiz sanat eserleriyle donatarak Kudüs'ü dünyanın kültür, medeniyet ve iman merkezi haline getirdi.
Kur'an-ı Kerim'de Hz. Süleyman'ın hayatındaki en meşhur kıssalardan biri Sebe melikesi Belkıs ile olan mücadelesidir. Hüdhüd kuşunun getirdiği istihbaratla Güney Arabistan'daki Sebe halkının güneşe taptığını öğrenen Hz. Süleyman, Belkıs’a "Bismillah" ile başlayan ve onları tevhid inancına davet eden azametli bir mektup gönderdi. Belkıs'ın gönderdiği ihtişamlı hediyeleri geri çevirerek sarsılmaz duruşunu gösterdi. Belkıs sarayına gelmeden önce, onun devasa tahtını ilim sahibi bir vezirinin (Asaf b. Berhiya) göz açıp kapayıncaya kadar Mısır/Kudüs'e getirmesi mucizesine şahit oldu. Kudüs'teki sırça saraya girdiğinde altındaki cam kaplamayı derin bir su sanıp eteklerini toplayan Belkıs, Hz. Süleyman'ın ilmine, saltanatına ve mucizelerine hayran kalarak, "Rabbim! Ben gerçekten kendime zulmetmiştim. Şimdi ise Süleyman'la birlikte âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum" diyerek iman etti.
Hz. Süleyman (A.S.), ömrünün son anına kadar mülkünü iman üzere yönetti. Vefatı da tıpkı hayatı gibi muazzam bir ibret levhası oldu. Mescid-i Aksa'nın inşaatında veya sarayında asasına dayanmış halde ibadet ederken ruhunu teslim etti. Ancak emrindeki cinler, onun vefat ettiğini fark edemediler ve azap çekerek çalışmaya devam ettiler. Ne zaman ki bir ağaç kurdu (dâbbetü'l-arz) asasını kemirip de asa kırılınca, Hz. Süleyman'ın mübarek bedeni yere düştü. Böylece cinlerin gaybı bilmediği, eğer bilselerdi o meşakkatli işlerde aylarca boşuna çalışıp kalmayacakları herkes tarafından anlaşıldı. Yaklaşık kırk yıl süren ihtişamlı saltanatının ardından Kudüs'te vefat etti ve babasının yanına defnedildi.
Hz. Süleyman'ın (A.S.) kutlu soyu ve ondan sonra krallık mirasını devam ettiren aile bağları tarihi kaynaklarda şu şekilde yer almaktadır:
Hz. Süleyman (A.S.), yeryüzünde eşi benzeri görülmemiş bir hakimiyet nizamı kurarken şu kesin ilahi mucizeler ve lütuflarla donatılmıştır: