İSLAM REHBERİ
Hz. Yunus (A.S.), Kur'an-ı Kerim'de adı zikredilen, kendisine müstakil bir sure (Yunus Suresi) ithaf edilen ve azgın bir toplumu sarsılmaz bir sabırla imana davet eden mübarek bir peygamberdir. Kur'an'da "Zünnûn" (Balık Sahibi) ve "Sâhibü'l-Hût" unvanlarıyla anılır. Büyük bir balığın karnındayken ettiği nurlu ve samimi dua (Kelime-i Münciye), İslam tasavvufunda ve ibadet hayatında teslimiyetin, tevbenin ve ilahi rahmete sığınmanın en büyük sembolü haline gelmiştir.
Hz. Yunus (A.S.), bugün Irak sınırları içinde yer alan kadim Musul şehrinin yakınlarındaki Ninova halkına peygamber olarak gönderilmiştir. Soy kütüğü tarihi rivayetlerde Metta oğlu Yunus olarak geçer. Ninova halkı, refah ve zenginlik içinde yaşayan ancak ahlaki açıdan tamamen çürümüş, putperestliği benimsemiş yüz bini aşkın büyük bir topluluktu. Hz. Yunus, uzun yıllar boyunca bu kavmi tek bir Allah'a inanmaya ve zulümden vazgeçmeye çağırdı. Ancak kibirli Ninova halkı, onun davetiyle alay etti, onu yalancılıkla suçladı ve inkarda diretti.
Kavminin bitmek bilmeyen inatçılığı ve yüz çevirmesi üzerine Hz. Yunus, ilahi azabın üç gün içinde geleceğini tebliğ ederek, Allah'tan kesin bir ayrılış emri (izin) gelmesini beklemeden öfkeyle şehri terk etti. Oysa peygamberlerin, kavimlerini terk etmesi ancak mutlak vahiy ile sabitti. Hz. Yunus şehirden ayrıldıktan sonra Ninova semalarını simsiyah, dehşetli azap bulutları kapladı. Helak olacaklarını anlayan kavim büyük bir korku ve pişmanlıkla sokaklara döküldü. Kralından halkına kadar herkes samimiyetle tevbe edip ağlayarak Allah'a yalvardı. Allah Teâlâ, tarihte eşine az rastlanır bir rahmet tecellisiyle, samimi tevbeleri sebebiyle Ninova halkından azabı kaldırdı ve onları affetti.
Bu sırada şehirden uzaklaşan Hz. Yunus, bir sahile vararak hıncahınç dolu bir gemiye bindi. Gemi denizin ortasındayken ansızın büyük bir fırtına koptu ve dalgalar gemiyi batma noktasına getirdi. Dönemin inanışına göre gemide efendisinden kaçan uğursuz bir köle vardı ve onun denize atılması gerekiyordu. Ağırlığı hafifletmek ve durumu çözmek için kura çekilmesine karar verildi. Çekilen kura, gemideki herkesin dürüstlüğünü ve ahlakını çok iyi bildiği Hz. Yunus'a çıktı. Razı olmayıp kurayı üç kez tekrarladılar ancak her defasında Yunus (A.S.) çıktı. Bunun ilahi bir takdir ve imtihan olduğunu anlayan Hz. Yunus, kendisini gecenin karanlığında Kızıldeniz veya Akdeniz'in serin sularına bıraktı.
Denize düştüğü an, Allah'ın emriyle devasa bir balık (balina) onu tek bir kemiğini bile incitmeden yuttu. Gecenin karanlığı, denizin derinliği ve balığın karnının zifiri karanlığı olmak üzere üç katlı karanlığın içinde kalan Hz. Yunus, yaptığı hatanın farkına vararak nefsini kınadı ve sarsılmaz bir teslimiyetle şu muazzam zikre sarıldı: *"Lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî kuntu minez-zâlimîn"* (Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum). Bu samimi tesbih dalgaları aşarak arşa ulaştı. Meleklerin duası ve ilahi merhametle Hz. Yunus'un tevbesi kabul edildi; balık onu halsiz, bitkin ve çıplak bir halde selametle sahile fırlattı. Allah, güneşin yakıcı sıcağından korunması için onun başucunda geniş yapraklı bir yaktin (kabak) ağacı bitirdi ve onu rızıklandırdı.
Gücünü ve sağlığını yeniden kazanan Hz. Yunus, Allah'ın emriyle tekrar Ninova'ya döndü. Şehre vardığında, kendisini hasretle bekleyen, tevbe etmiş ve iman nuruyla şereflenmiş yüz bini aşkın kavmi tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı. Hayatının geri kalan kısmını kavminin başında, onları adalet, ibadet ve takva üzere eğiterek geçirdi. Vefatından sonra Musul yakınlarındaki Ninova harabelerinin bulunduğu tepeye (Nebi Yunus Tepesi) defnedildiğine inanılır ve burası asırlarca nurlu bir ziyaretgah olarak kalmıştır.
Hz. Yunus'un (A.S.) aile kütüğü ve peygamberlik mücadelesinde öne çıkan bağları tarihi kaynaklarda şu şekilde zikredilmektedir:
Hz. Yunus (A.S.), ilahi terbiyeden geçip kavmini muazzam bir iman selametine ulaştırırken şu büyük mucizeler ve lütuflarla taltif edilmiştir: