İSLAM REHBERİ
Abdullah bin Ömer (R.A.), İslam tarihinin en dikkat çekici özelliklerinden biri olan "Sünnet-i Seniyye'ye mutlak bağlılık" konusunda zirve isimdir. Hz. Ömer'in (R.A.) oğlu olmasına rağmen, kendi ilmi birikimi ve takvasıyla ümmetin en güvenilir fetva kaynaklarından biri olmuştur. Peygamber Efendimizin (S.A.V.) her adımını, her hareketini adeta bir gölge gibi takip etmiş ve onun yaşam tarzını sonraki nesillere en ince detayına kadar aktarmıştır.
Abdullah bin Ömer, İslam'ın ilk yıllarında çocuk yaşta Müslüman olmuş ve Medine'de Efendimizin nurlu atmosferinde büyümüştür. Onun en belirgin özelliği, Resûlullah'ın yaptığı bir işi yaparken, bizzat Efendimizin yaptığı yere ve yaptığı biçime bile dikkat edecek kadar titiz olmasıydı. Efendimiz bir ağacın gölgesinde oturduysa o da orada oturur, bir yoldan gittiyse o da aynı yolu tercih ederdi. Sahabeler arasında "ihtiyat" (temkinli olma) denilince akla o gelirdi. Sadece hadis rivayet etmekle kalmamış, Efendimizin yaşantısını bir "hayat tarzı" olarak bizzat kendi hayatına nakşetmiştir.
Uzun bir ömür sürmesi ve hafızasının kuvveti sayesinde, kendisinden sonraki kuşaklar için çok kıymetli bir ilim hazinesi olmuştur. Tam 2630 hadis-i şerif rivayet etmiştir. Hukuki meselelerde çok titiz davranır, emin olmadığı konularda asla fetva vermez, "bilmiyorum" demeyi ilmin bir parçası olarak görürdü. Hz. Ömer'in vefatından sonra siyasi çekişmelerin içine girmemeye büyük özen göstermiş, fitne zamanlarında toplumun birliğini korumak için daima uzlaştırıcı bir tavır sergilemiştir. Onun bu tarafsız ve takvalı duruşu, kendisini her kesim tarafından sevilen ve sayılan bir konuma taşımıştır.
Abdullah bin Ömer, aynı zamanda İslam'ın cömertlik ahlakını da en iyi temsil edenlerdendir. Bir misafiri olmadan sofraya oturmaz, eline geçen malı hemen ihtiyaç sahiplerine dağıtırdı. Kendi evlatlarını bile ilim ve edep konusunda çok sıkı yetiştirmiş, onlar için büyük bir eğitimci olmuştur. Hicri 73 yılında, 84 yaşlarındayken Mekke'de vefat etmiş ve Cennetü'l-Mualla mezarlığına defnedilmiştir. O, sadece bir sahabi değil, aynı zamanda İslam'ın "sünnet bilincini" kıyamete kadar taşıyacak olan nurlu bir köprüdür.