İSLAM REHBERİ
Abdurrahman bin Avf (R.A.), İslam'ın ilk Müslümanlarından, ticaret ahlakının zirvesi ve İslam dünyasının gelmiş geçmiş en büyük servet sahiplerinden biri olmasına rağmen, kalbinde dünya sevgisine yer vermeyen büyük bir zahit sahabidir. Cennetle müjdelenen on kişiden biri olan Abdurrahman bin Avf, Peygamber Efendimizin (S.A.V.) "Abdurrahman, dürüst bir kimsedir ve cennete dürüstlerin en hayırlısı olarak girecektir" müjdesine mazhar olmuştur.
Müslüman olmadan önceki adı Abdüamr iken, Peygamber Efendimiz (S.A.V.) ona "Abdurrahman" ismini vermiştir. Hz. Ebu Bekir'in (R.A.) yakın dostlarından biri olarak, İslam'ın ilk günlerinde iman etmiş ve Mekke'de ağır işkencelere göğüs germiştir. Medine'ye hicret ettiğinde, yanına hiçbir dünyalık almamıştı. Ensar'dan olan kardeşi Sa'd bin Rebi, tüm malının yarısını ona teklif ettiğinde, o, "Allah malını ve aileni mübarek kılsın; bana sadece çarşının yolunu göster!" diyerek kendi emeğiyle kazanmayı seçti. Kısa sürede ticaret zekası ve dürüstlüğüyle Medine'nin en zengin tüccarlarından biri oldu.
Abdurrahman bin Avf için ticaret, sadece bir araçtı; amacı Allah'ın rızasını kazanmaktı. Bir keresinde bir kervan dolusu ticari malı (yaklaşık 700 deveyi) hiçbir karşılık beklemeden Medine halkına dağıttı. Efendimiz (S.A.V.) bir gazve için orduyu hazırladığında, getirdiği büyük miktardaki bağışla ordunun yarısının ihtiyaçlarını karşıladı. O kadar cömertti ki, hakkında "Medine halkının tamamı Abdurrahman bin Avf'a borçlu, bir kısmı ona ortak, bir kısmı ise ondan alacaklı" denilirdi. Bedir, Uhud ve tüm çetin savaşlarda Efendimizin yanından ayrılmadı. Uhud'da vücuduna yirmiden fazla yara almasına rağmen, sancağı düşürmeden savaştı.
Hz. Ömer'in (R.A.) şehadetinden sonra, yeni halifeyi belirlemek üzere kurulan altı kişilik istişare heyetinin en önemli üyelerinden biriydi. Kendisine teklif edilen halifelik görevini, "Müslümanlar arasındaki sorumluluğun ağırlığı" nedeniyle reddedip Hz. Osman'ın (R.A.) halifeliğine vesile olmuştur. Hayatının sonuna kadar aynı tevazu ve dürüstlükle yaşamış, vefatında geride bıraktığı serveti ümmetin hizmetine vakfetmiştir. Hicri 32 yılında Medine'de vefat eden bu büyük sahabi, Cennetü'l-Baki'ye defnedilmiştir. O, helal kazancın ve infakın, Allah yolunda nasıl bir ibadete dönüştüğünün en somut örneğidir.