İSLAM REHBERİ
Ebu Hureyre (R.A.), Peygamber Efendimizin (S.A.V.) nurlu meclislerine katıldığı andan itibaren ömrünü tamamen hadis ezberlemeye ve İslam ilmine adamış mübarek bir sahabidir. Asıl adı Abdurrahman bin Sahr olan bu aziz sahabi, koynunda taşıdığı bir kedi yavrusunu sevip şefkat gösterdiğini gören Resûlullah'ın kendisine "Ebu Hureyre" (Kediciğin Babası) diye hitap etmesiyle bu nurlu künyeyi almış ve tarihe bu isimle kazınmıştır. İslam dünyasında Sünnet-i Seniyye'nin günümüze kadar sapasağlam ulaştırılmasında en büyük pay sahiplerinden biridir.
Yemen'deki Devs kabilesine mensup olan Ebu Hureyre, Hicretin 7. yılında Müslüman oldu ve Medine'ye gelerek Peygamber Efendimize (S.A.V.) biat etti. Medine'ye geldiğinde ne bir evi, ne bir malı ne de bir akrabası vardı. Kendini tamamen Mescid-i Nebevî'nin arka kısmında yer alan ve İslam'ın ilk üniversitesi kabul edilen "Suffe" mektebine adadı. Dünyalık hiçbir ticaretle, bağ bahçe işiyle uğraşmadı; tek derdi Efendimizin ağzından çıkan her bir nurlu kelimeyi zihnine nakşetmekti. Çoğu zaman açlıktan karnına taş bağlayacak raddede yoksulluk çekmesine rağmen, Efendimizin dizinin dibinden bir an olsun ayrılmadı ve onun en yakın hizmetinde bulundu.
Ebu Hureyre (R.A.), Peygamber Efendimiz (S.A.V.) ile sadece 3-4 yıl gibi kısa bir süre beraber kalmış olmasına rağmen, diğer tüm sahabelerden daha fazla (5374 adet) hadis-i şerif rivayet etmiştir. Diğer sahabeler bunun sırrını sorduklarında, kendisinin geçim derdine düşmeden her anı Efendimizle geçirdiğini söylerdi. En büyük mucizelerden biri de hafızasıydı; bir gün unutkanlıktan şikayet edince Efendimiz (S.A.V.) ona hırkasını yere sermesini buyurdu, mübarek elleriyle havadan bir şeyler alıp hırkaya koyar gibi yaptı ve "Hırkanı göğsüne topla" dedi. Ebu Hureyre hırkayı göğsüne bastırdıktan sonra bir daha Efendimizden duyduğu hiçbir sözü unutmadığını bizzat beyan etmiştir.
Peygamber Efendimizin (S.A.V.) vefatından sonra da ilim öğretmeye, hadis yazdırmaya ve talebe yetiştirmeye devam etti. Hayatının son dönemlerinde Medine valiliği gibi önemli siyasi görevlerde bulunmuş olsa da mütevazı ve zahitçe yaşantısından asla ödün vermedi; sırtında odun taşıyarak pazarlarda yürümeye devam edecek kadar mütevazıydı. İlim halkasından binlerce tabiin alimi faydalandı. Hicri 57 (veya 59) yılında Medine'de vefat eden ilim abidesi Ebu Hureyre, Cennetü'l-Baki mezarlığına defnedildi. Onun bıraktığı miras, bugün İslam fıkhının ve sünnet bilincinin en güçlü kalelerinden biridir.