Logo İSLAM REHBERİ

Ebu Zer el-Gıfari (R.A.)

Ebu Zer el-Gıfari (R.A.), İslam tarihinde "zühd" ve "doğruluk" denilince akla gelen ilk isimlerden biridir. Gıfar kabilesine mensup olan bu aziz sahabi, henüz İslamiyet Mekke'de gizli davet halindeyken, kendi iç sesiyle hakikati arayarak Efendimizi bulmuş ve Müslüman olmuştur. Dünyevi mal ve mülke karşı olan mesafeli duruşu, yoksulların haklarını savunan keskin dili ve her şartta hakikati haykıran mizacıyla tanınır.

REKLAM ALANI

Hidayeti ve İslam'a Girişi

Ebu Zer, henüz peygamberlik gelmeden önce de putlara tapmayan, hanif inancına sahip biriydi. Medine taraflarında "Muhammed adında bir peygamberin çıkacağı" haberini duyunca, merakla Mekke'ye geldi. Bir süre gizlice izledikten sonra Peygamber Efendimizin (S.A.V.) yanına giderek selam verdi ve Müslüman oldu. Efendimiz ona, "Bu işi (Müslüman olduğunu) şimdilik gizli tut" diye tembihledi. Ancak Ebu Zer, imanın heyecanıyla, "Ya Resûlullah! Vallahi ben bunu halkın arasında haykıracağım!" dedi ve gidip Kabe'nin ortasında müşriklerin arasında "Allah'tan başka ilah yoktur ve Muhammed O'nun Resûlüdür" diyerek İslam'ı ilan etti. Bu cesur çıkışından dolayı müşrikler tarafından feci şekilde dövüldü ancak Hz. Abbas'ın müdahalesiyle kurtuldu.

REKLAM ALANI

Zühd Anlayışı ve Hakikat Mücadelesi

Ebu Zer, hayatı boyunca mal biriktirmeyi ve lüks içinde yaşamayı reddetti. "Dünya geçici bir han, asıl olan ahirettir" düsturunu hayatının merkezine koydu. İslam ordularının genişlediği ve ganimetlerin arttığı dönemlerde, yöneticilerin servet biriktirmelerine karşı sert eleştirilerde bulundu. O, fakirlerin ve darda kalmışların her zaman en büyük savunucusu oldu. Peygamber Efendimiz (S.A.V.) onun hakkında, "Ebu Zer, İsa bin Meryem'in zühdünü (dünyadan uzaklığını) taşır" buyurmuştur.

REKLAM ALANI

Vefatı ve Mirası

Hayatının son dönemlerini, inzivayı tercih ederek Medine yakınlarındaki Rebeze denilen köyde geçirdi. Dünya nimetlerinden uzak, sade bir yaşantı sürdü. Hicri 32 yılında, yanında sadece eşiyle birlikte vefat ettiğinde, Efendimizin "Allah'ım, Ebu Zer'e merhamet et; o yalnız yaşar, yalnız ölür ve yalnız haşrolunur" şeklindeki duası tecelli etmiş oldu. Rebeze'de toprağa verilen Ebu Zer, bugün hâlâ hakikat yolunda dünyalık hırslardan arınmanın en büyük sembolü olarak anılmaktadır.