İSLAM REHBERİ
Talha bin Ubeydullah (R.A.), İslamiyet'i ilk kabul eden sekiz kişiden biri, cennetle müjdelenen on şerefli sahabiden (Aşere-i Mübeşşere) ve Hz. Ebu Bekir (R.A.) vasıtasıyla İslam'a giren ulu şahsiyetlerdendir. Uhud Savaşı'nda Peygamber Efendimize (S.A.V.) yönelen kılıç ve oklara karşı kendi bedenini siper etmesiyle tanınır. Efendimizin onun hakkında "Yeryüzünde yürüyen bir şehit görmek isteyen Talha'ya baksın" buyurduğu, sadakat, cesaret ve muazzam cömertlik abidesi mukaddes bir sahabidir.
Mekke'de Kureyş kabilesinin Teym koluna mensup olarak dünyaya gelen Talha, İslam öncesi dönemde de dürüstlüğü ve yüksek ahlakıyla tanınan, Mekke'nin ileri gelen zengin tüccarlarındandı. Ticaret için Suriye (Basra) panayırındayken rastladığı bir rahibin son peygamberin çıkışına dair müjdesini duyar duymaz Mekke'ye döndü. Yakın dostu Hz. Ebu Bekir'in (R.A.) davetiyle hemen Peygamber Efendimizin (S.A.V.) huzuruna çıkarak Müslüman oldu. Müslüman olduğu için öz annesi ve kabilesinin azılı müşrikleri tarafından zincirlere vurularak ağır işkencelere maruz kaldı ancak inancından milim geri adım atmadı. Daha sonra Medine'ye hicret ederek ömrünü tamamen İslam davasına vakfetti.
Hz. Talha, istihbarat görevi nedeniyle Bedir Savaşı'na fiziken katılamasa da Uhud Savaşı'nda adeta tek başına bir ordu gibi savaştı. Okçuların yerini terk etmesiyle İslam ordusunun dağıldığı ve müşriklerin doğrudan Peygamber Efendimizi (S.A.V.) hedef aldığı o dehşetli anlarda, Efendimizin etrafında kurulan etten duvarın en ön safındaydı. Efendimize atılan zehirli bir oku engellemek için elini siper etti ve bu sebeple bir parmağı çolak kaldı. O gün vücuduna yetmişten fazla kılıç, mızrak ve ok darbesi aldı, kan kaybından bayıldı. Savaş bittiğinde Efendimiz onun bu fedakarlığını överek ona "Talhatül-Hayr" (Hayırlı Talha) ve "Yaşayan Şehit" unvanlarını verdi. Sonraki tüm çetin gazvelerde de sancağı en önde taşıdı.
Talha bin Ubeydullah, ticaret yeteneği sayesinde Medine'nin en zengin sahabelerinden biri olmuştu ancak servetini biriktirmek yerine Allah yolunda infak etmeyi seçti. Muhtaçların borçlarını tek kalemde kapatır, dulların ve yetimlerin ihtiyaçlarını gizlice karşılardı. Bir günde yüz bin dirhemi hiç düşünmeden fakirlere dağıtacak kadar cömertti; bu sebeple kendisine "Cevâd" (Cömert) lakabı verilmişti. Peygamber Efendimizin vefatından sonra ilk üç halifeye en büyük danışmanlık ve destek görevini yürüttü. Hicri 36 yılında, İslam tarihinin hüzünlü iç karışıklıklarından biri olan Cemel Vakası'nda orduyu yatıştırmaya çalışırken fırlatılan kör bir okun isabet etmesiyle arzuladığı şehadet mertebesine ulaştı ve Basra topraklarına defnedildi.